Merhabalar,

Kızmak Yok adlı yeni kitabımızı ismine tıklayarak okuyabilirsiniz,

İyi okumalar.

Merhaba,

Av Hayri Balta’nın basılmış kitaplarını sitede yayınlamaya,  Anılar bölümünden başladık. Bazı okuyucularda bu kitaplardan olabilir,  olmayanlar da buradan edinirler diye düşündük. Bu arada biz de yayınlanmamış kitapların hazırlığını yapıp sonrasında sizlerle paylaşacağız.  

Saygılarımızla,

Merhaba,

“Tabulara, Talana, Yalana Balta” diyen babamızın ardından düşüncelerini buradan yaşatmayı-yaymayı sürdüreceğiz.

50 basılmış kitabı ile 300’e yakın basılmamış dosyayı geride bırakarak aramızdan ayrılan babamızın vasiyetini yerine getirmek bizim için bir onurdur.

Tahmin edileceği gibi, Av.Hayri Balta’nın bıraktığı bu büyük mirasın altından kalkmak o kadar kolay olmasa da başlamak bile bizi mutlu edecektir.

Basılmış 50 kitabın pdf uzantılı dökümanlarını her ay başında bir kitap olmak üzere siteye yükleyeceğiz. Böylelikle kitapları daha çok aydınlanmak isteyen okuyucu kitlesine ulaşmış olacak.

Basılmış kitaplardan edinmek isterseniz, sitenin görüş kısmına veya mail adresine,  istenilen kitabın adını ve iletişim bilgilerini yazarsanız göndermekten mutluluk duyarız.

Yaşamının hakkını veren babamız Av.Hayri Balta nın ardında bıraktığı eserleri ile insanlığa ışık olması dileğiyle,

BALTA’NIN KIZLARI

5.1.2016

LAİKLİK 70

  1. SAİD NURSÎ SAFSATASI…

Özdemir İnce’den:

9 NİSAN 2008 günü, Mustafa Yıldırım’ın “Meczup Yaratmak” (Ulus Dağı Yayınları) adlı kitabına dayanarak, “Mehdi Yaratma Sanatı ve Kullanım Kılavuzu” başlıklı bir yazı yayımlamıştım.

Amacım, Said Nursî olayının gerisindeki hurafelere ve safsatalara dikkatleri çekmekti. Yazı nurcuları öfkelendirip telaşlandırdı. Telaşlanmanın gereği yoktu aslında: Olan olmuş, bu safsatayı (“efsane” demiyorum) artık tersine çevirmek olanaksız.

Safsataya dayanak olarak, yazımda, birkaç örnek göstermiştim:

“İki düş görerek önemli görevler üstlenen Said-i Kürdi, kendi anlatımına göre ilk kerametini Bitlis yolunda gösterir: Elleri kelepçelidir. Abdest almak ister kelepçeler kendiliğinden açılır. (s. 19)”

Hem Hapiste, Hem Dışarda…

Said Nursî safsatasının mimarlarından Süleyman Şahiner’in “Hatıralarda Bediüzzaman” adlı göz boyama kitabını bulup okuyamadım. Kitapta, Said Nursî’nin elinde çay bardağı ile Barla’daki evinin önündeki çınar ağacına ellerini kullanmadan çıktığı yazıyormuş.

Ama bir başka mehdi ya da meczup yaratma kitabını okudum yazarın: “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî” (Nesil Yayınları, 58. baskı).

Kitapta yer alan safsatalardan örnekler:

-  Kürdistan Devleti kurmayı kabul etmez. (s. 221)

-  1921 yılında, “Ya rabbi senin askerin çoktur. Bu melunlara fırsat verme” diye yakarır. Bu yakarı üzerine bir maymun Yunan kralını ısırarak öldürür. (s. 228)

-  Gemici Mehmet keklik avlamak ister. Said Nursî engel olur. Bunun üzerine bir keklik sürüsü saatlerce başlarının üzerinden ayrılmaz. Şükran mahiyetinde! (s. 279)

-  Savcılar mahpushane damında olması gereken Bediüzzaman’ı çarşıda pazarda dolaşırken görürler. Ama o hem hapishanede yatmakta hem de çarşıda pazarda dolaşmaktadır. Aynı anda iki yerde birden olabilmektedir. (s. 313, 336)

-  “Eskişehir hapsinde tifo aşısı diye sol meme üzerinden zehir şırınga ediyorlar. Vücut zehri tecrit ediyor. Orası sertleşmiş kalmıştı. Zamanla zehir yavaş yavaş balmumu şeklini almış, bir defasında da kopmuştu. Parçasını ayırmış, saklamış. Bir gün ziyaretine gittiğimde ‘Bak’ dedi. O parçayı sol göğsünün üzerinde çukurluğa koyuyor. Tam oraya koyuyor. Zehirlediklerini ispat ediyor.” (s. 352)

Tek Tanığı Kendisi

Bu türden safsataların tanıkları nedense hep doktorlar, yüzbaşılar, albaylar, binbaşılar oluyor.

Said Nursî tam anlamıyla bir megaloman ve mitoman. Valileri, kaymakamları, devlet görevlilerini durmadan paylıyor. Örneğin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a “Bu sarık bu başla beraber çıkar!” (s. 336) diye meydan okur. Ancak meydan okumalarının, mucize gösterilerinin kendisinden başka tanığı yoktur. Bütün mucizeler ve kabadayılık gösterileri kendi sözlerine dayanır. Düşlerinde geleceği görür, düşlerinde Allah ve Peygamberi ile konuşur. İster inan ister inanma! Ben ne yazarsam yazayım, mürekkep yalamışlar, diplomalılar da aralarında olmak üzere ona birçok inanan var.

Anladığım kadarıyla “Hür Adam” filmi Cemal Kutay, Necmettin Şahiner, Rohat ve Şerif Mardin gibi safsata tüccarlarının kitaplarına dayanıyor.

Özdemir İnce, 14 Ocak 2011 tarihli Hürriyet

+

Safsatalar Ülke Çapında…

Safsata denince “boş ve temelsiz söz” gelir akla…

Özdemir İnce, Said’i Nursi ile ilgili safsataları sıralamış, altta…

Safsatalar çok revaçta bu günlerde…

Safsata deva olamaz hiçbir derde…

Ne var ki safsata çok satıyor…

O duruma geldi ki millet,

Safsata ile yatıp safsata ile kalkıyor…

Bilmem bu safsatalarla nereye varılacak…

Safsata ile çağdaşlığın yakalanmayacağını

Bu millet ne zaman anlayacak!…

Av. Eren Bilge, 18.1.2011

YARIN: CÜBBELİ AHMET HOCA VERİR FETVA

LAİKLİK 69

69

BÖYLE GELMİŞ DE BÖYLE Mİ GİDECEK SÜR GİT!

YOK MU GERÇEKLERİ SÖYLEYECEK BİR YİĞİT…

Gazetelerde, TV’lerde bir “sakal” davası sürüp gidiyor.

  1. yüzyılda hâlâ -ilkçağın insanları gibi- totem peşinde koşuyoruz!

Hz. Muhammed, bunu önlemek için, “Yâ Rab, benim eşyalarımı tapınak vasıtası yapma!..” demiş.

Bu hadis, peygamberin ağzından çıktığını bütün hadisçilerin kabul ettikleri 17 hadisten biridir. Bu sözü söyleyen Hz. Muhammed, tıraş olurken kılla…rını toplattırır mıydı?

Dünyada yüzlerce “Sakal-ı Şerif” diye tanımlanan kıl var. Hepsi uydurma. Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki “Kutsal Emanetler” diye saklanan birçok eşya, onun-bunun saraya bahşiş almak için getirdikleri nesneler.

“Fatıma Anamız”ın seccadesi denen seccade, 17. asır halısı…

Peygamber’in teyemmüm taşı olarak saklanan taş ise bir Asur tableti!..

Bunun gibi daha birçokları var… Bunları bir kitap halinde toplayan ilk Müze Müdürü Tahsin Öz’ün 1953 yılında basılan kitabı, ne yazık ki zamanın yönetimi tarafından hemen toplattırıldı ve o günden bugüne de ülkeyi aynı kafada olanlar idare etti! Uydurulmuş şeylere inanmak, doğruları araştırmaktan daha kolay geliyor insanımıza…

Bu sakal olayı, bana başka bir olayı hatırlattı: 1970-78 yılları arasında, eşim Kemal Çığ Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü idi. Daha önce de -1944’ten beri- Müdür Yardımcısı ve Kitaplık Şefi olarak çalışıyordu müzede. Müdürlüğü esnasında, o zamanın Diyanet İşleri Başkanı Lütfü Doğan, “Kutsal Emanetler”i ziyaret etmek için randevu istiyor. Kemal Çığ, gazetecileri getirmemek koşulu ile halka kapalı olan bir günde randevuyu veriyor.

Kararlaştırılan günde büyük bir cemaat akın ediyor “Kutsal Emanetler Salonu”na. Peygamberin hırkası olarak tanımlanan hırka çıkarılıyor. Gelenler büyük bir huşu içinde dualara, kuran okumalara başlıyorlar ve sonunda her ay bu ziyareti yapmaya karar veriyorlar…

Salonda iş bitince, eşim, baştakileri odasına kahve içmek için davet ediyor. Tam kahveler bitmek üzere iken Kemal Çığ, “Hazır bütün din büyüklerimiz burada iken kafamı kurcalayan bir soruyu sormak istiyorum.” diyor ve sorusunu soruyor:

“Benim bildiğime göre, Hz. Muhammed’in ağzından çıktığından bütün muhaddislerin hemfikir olduğu 17 hadisten biri, ‘Yâ Rab, benim eşyalarımı tapınak vasıtası yapma!..’dır. Şimdi sizin hırka’ya ve diğer eşyalara dualar yapmanız bu hadis’e karşı değil midir?”

Bu söz üzerine, gelenlerin hepsi birden yerlerinden fırlarlar ve bir şey söyleyemeden oradan ayrılırlar! Fakat, her ay gelmeyi istedikleri halde bir daha uğramamaları da Kemal Çığ’ın sorusunun yanıtı olmuştur…

Şimdi ben de bugünkü hocalarımıza soruyorum:

Böyle bir hadis’i biliyor musunuz? Biliyorsanız, neden bir sakal kılı, bir hırka peşine düşenleri ve onlara dua edip onlardan medet umanları uyarmıyorsunuz? Neden?

Muazzez İlmiye Çığ, (Mehmet Teceren iletisinden, 26.8.201, kendisine teşekkürler…)

+

Eklenen Bir İki Söz

Yazı eksiksiz, tastamam…

Tam yazıya ben ne yazsam…

Yine de bir iki söz etmeden duramam:

Kuran’ın ilk suresi Fatiha’da: “(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet eder yalnız senden yardım dileriz.” (K. 1/5) denir.

Bu sözleri söyleyen kimdir?

Bizimkiler, hırka,  sakal karşısında ağlar

Dua eder, gözyaşı döker.

Şefaat (yardım) bekler…

Akıl, sağduyu, kılavuz olmazsa,

Bilim,  teknoloji benimsenmezse

“Uydurulmuş şeylere inandıkça…”

Hırkadan, sakaldan medet umuldukça,

Muhtaç olursunuz o gavurlara (!)

Koşun koşun iftar çadırlarına,

Orada sizi bekliyor sıcak çorba…

Böyle gelmiş de böyle mi gidecek sür git!

Yok mu gerçekleri söyleyecek bir yiğit…

Av. Eren Bilge, 27.8.201

XXX