1 15 16 17

KIZMAK YOK

  1. GENÇLİĞE SAYGI…

Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Vehbi Dinçerler’in şu sözlerini okumamış olsaydım, aşağıdaki gençlik kampı olayı dikkatimi çekmeyecekti. Şimdi Sayın Bakanımızın konu ile ilgili sözlerini okuyalım:

“Bizim okuduğumuz sınıflarda da bayan arkadaşlarımız vardı. Örneğin biz karı-koca aynı sınıfta okuduk. Beraber oturup kalktık. Bunda bir şey yok.” (12 Temmuz 1984 Cumhuriyet)

Özetlersek: Kız öğrencilerle erkek öğrencilerin aynı sınıfta okumasında bir sakınca yok diyor. Bakanımızın bu sözlerine bakınca şeriatçılığından, hacılığından, beklenmeyen bir davranışla karşı karşıya olduğumuzu sanıyoruz. Aferin aydın hacı imiş diyoruz.

Gel görelim ki gerçek hiç de öyle sayın Bakanımızın sözünü ettiği gibi değil. Bakanımızın, kendi dili ile söylersek “kavli ile fiili” birbirini tutmuyor. Sayın Bakanımız kız öğrenci ile erkek öğrencinin bir arada bulunmasında herhangi bir sakınca yok demesine karşın, gençlik kamplarında kız ve erkek öğrenciler birbirlerinden ayrılıyormuş. Örneğin, Çanakkale İntepe Gençlik Kampı’nda haremlik-selamlık uygulanıyormuş. Kızların eğlendiği saatte erkekler, erkeklerin eğlendiği saatte de kızlar ayrı yerlerde tutuluyormuş.

Ama aynı kampa Almanya’dan turist olarak gençler gelince haremlik-selamlık yöntemi kaldırılmış. Türk öğrenciler için ise haremlik selamlık yöntemi sürdürülüyormuş. Bu uygulamaya Alman yöneticiler şaşmışlar:

“Gençler bu yaşta bir araya getirilmezse, ne zaman getirilecekler? Karışık kamplar, gençlerin birbirlerini tanımalarını kolaylaştırır.” demişler.

Almanya’dan gençleri getiren kafile başkanı ise: “Bu tür kampların amacının karşı cinslerin birbirlerini tanımaları ve birbirlerine yakınlaşmaları olduğunu” belirterek “Kampları ayrı ayrı hale getirenler, sanıyoruz hatalı düşünüyorlar.” demekten kendilerini alamamışlar.

Kamptaki gençlerin kız-erkek ayrımına karşı çıkmalarına aldıran yokmuş. Gençler bu konuda ne yapacaklarını şaşırmışlar. Kime başvuracaklarını bilmiyorlarmış. Erkek öğrenciler kendilerine güvenmeyen yöneticileri ayıplıyorlarmış;

“Kendileri gençliklerinde kız arkadaşları ile birlikte yaşama mutluluğuna eremediklerinden bu mutluluğu bize tattırmak istemiyorlar, bizleri kıskanıyorlar, bizleri de kendileri gibi sanıyorlar.” diyesi imişler…

Ne derlerse desinler… Kendilerine aldıran olmayacaktır. Yine Sayın Bakanımız da “Biz, kız-erkek bir arada okuduk. Ne var bunda?” demesine karşın, kızların kampı ile erkeklerin kampını ayıracaklardır. Ama aynı kampa Alman öğrenciler gelip kız-erkek bir arada eğlenmek isterlerse buna ses çıkartılmayacaktır. Yasak yalnız Türk olan gençler içindir. Alman gençleri için böyle bir yasak söz konusu değildir. Böyle bir uygulama ile Alman gençlerine ayrıcalık tanınmış olmuyor mu? Alman gençlerinin bizim gençlerden ayrıcalığı nedir ki? Bu soruya bir yanıt verecek yönetici çıkar mı acaba?..

Bilmiyorum, bir Gençlik Bakanı gençliğe böyle yaparsa, başkaları neler yapmaz?.. Oysa Atatürk Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti. Biz, gençleri, birbirlerini emanet edemiyoruz…

Şeriat kurallarını delip geçemiyoruz…

Ankara, Barış, 26 Ağustos 1984

  1. AYDIN…

KIZMAK YOK

  1. NEFİS SORUNU…

 

Olayı Refik Erduran’ın Güne Gazetesindeki yazısından öğrendim…

 

Bir Türk ailesi, Almanya’dan, İstanbul’a tatile gelmiş.

Türk ailenin 12 yaşındaki kızı şortla otobüse binmiş.

Kızımızın bir elinde de top varmış.

Görülüyor ki kızımız daha çocukluğunu yaşamaktaymış…

 

Bir elinde topu, bacağında şortu olan kızcağızımızın İstanbul’da bindiği otobüsün şoförü:

“Bu kız bu otobüse binemez…”

Otobüstekilerden bazıları: “Sen ne karışıyorsun?” demiş olacak ki, otobüs şoförü:

“Bu kız otobüsten inmezse bu otobüsü gitmez…”

 

Sonunda şoförün dediği olmuş.

12 yaşındaki kız ailesi ile birlikte otobüsten indirilmiş.

Otobüs sürücüsünün gerekçesi ilginç:

“Bu kız erkek yolcuların nefsini uyandıracak şekilde giyinmiş!”

 

Şoförün bu gerekçesi, üzerinde durmayı gerektirecek türdendir.

Bizde kendini büyük sanan küçükler,

Her zaman bu sürücü gibi hareket etmiştir.

 

Erkeklerin nefsi uyanmasın diye haremlik selamlık yaratmışız.

Kadınlarımızı, kızlarımızı kafeslere kapatmışız.

Bu güzelim dünyaya özlemle baktırmışız…

 

Erkeklerin nefsi uyanmasın diye sinemada aile balkonu,

Lokantalarda aile salonu,

Gazinolarda kadınlar topluluğu icat etmişiz

Bir de çağdaş uygarlıkla yarışmaya girmişiz…

Gerekçe aynı: Erkeklerin nefsi uyanmasın.

Milli Eğitim Bakanı da “erkeklerin nefsi uyanmasın” diye Gençlik ve Spor Bayramlarımızda kızlarımızı sahaya şalvarla çıkarırsa bunlar nasıl olmasın?

 

Başörtüsünü takmayan “yaşam felsefesi sayan” bayan doçentimiz de erkeklerin nefsi uyanmasın diye mi başörtüsü takmaktadır.

Bunu bilemiyorum; ama bilinen şu ki kadınlarımızı, kızlarımızı erkeklerin nefsi uyanmasın diye bayramlarda bile çarşaf giydirilmektedir…

Şoförümüz de bu nedenle Almanya’dan gelen kızcağızı suçlayarak otobüsten indirmektedir…

 

Bilim, atalarımızın hayvan olduğunu söyler.

İnsanoğlu nefsini terbiye ettiği oranda hayvanlıktan kurtularak insanlığa erer…

 

Kendi bilen nefsine hâkim olur.

Nefsini bilen Allah’ını (kendisini) bilir…

 

Bu nedenle dinlerde nefsin terbiyesine çok önem verilmiştir.

İslam tasavvufu nefse öylesine önem vermiştir ki nefsi: “Nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne, nefs-i raziyye, nefs-i mardiye, nefs-i safiye” diye dillendirilmiştir…

 

Bunlardan kimilerine örnek verirsek Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı röportajda “oyarım” “kazırım” demesi nefsi emmare belirtisidir.

Yine şoförün şortla otobüse binen kız çocuğunu otobüsten indirmesi nefsi mülhimedir…

 

Evliyaların, ermişlerin, enbiyaların nefsi de, nefsi safiye olarak adlandırılır.

Nefissiz insan yoktur. Nefissiz insan ölüdür.

Ancak ölürse nefisten kurtulur…

 

Önemli olan insanın kendini terbiye etmesidir.

Bizimkiler nefsi terbiye etmenin ne demek olduğunu bilmemektedir…

 

Nefsimizi terbiye edeceğimize, nefsimizi uyaracak olayları ortadan kaldırırız.

Bu nedenle kadınlarımızı, kızlarımızı çarşafa kapatırız.

 

Kadınlarımız, kendisine yakışacak şekilde giyinmeleri ile nefsimiz mi uyanıyor,

Bizimkiler hemen kolayını buluyor…

Kadınlarımızı, kızlarımızı gözlerden uzak tutuyor…

 

Onlara çarşaf, başörtüsü giydiririz.

Biz erkekler ise batı tarzı giyiniriz.

Duygularımızı (nefsimizi) frenlemek yerine

Uyarıcıları ortadan kaldırırız.

Oysa nefsimizi terbiye ettiğimiz oranda şeytan denen duygusal dürtülerin üstüne çıkmış oluruz…

Yani insanlığı buluruz…

Ankara, Barış, 11 Ağustos 1984

  1. GENÇLİĞE SAYGI

SİTEMİ KAPATANLARA

1. SİTEMİ KAPATANLARA…

Ey Sitemi kapatan!
Nasıl çalışır kafan?

Sitemi kapattın, başın göğe erdi mi?
Patronun sana “Eline sağlık!” dedi mi?

Anayasa:
“Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” (Mad. 25/2)
+
“Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” (Mad. 26) demiyor mu?
Bunlar senin kalın kafana girmiyor mu?

Bu Sitemi kapatanlar resmî mi?
Yoksa gayri resmî zır zır deli mi?

Sanmayın ki ben susacağım…
Siz kapatın, ben açacağım…

Bekleyin, daha yazacaklarım var.
Bunlar keyfinize verecek keder…

Soruyorum, sitemi kaçıncı kapatış?
Ne kadar sürecek bu karanlıkla yarış…

Bunu defterine yaz…
Ne söylesem size az…

Alkışlıyorum bak: Şak! Şak! Şak!
Sitemi kapatan ahmak…

Resmî, gayr-i resmî olsanız da,
Yaptığınız yakışmaz insana…
Fikre, fikirle karşı çıksanıza…

Köstebek gibi insanlarsınız…
Hep yer altında çalışırsınız…

Size daha çok şeyler söylerdim,
Bunu izin vermiyor edebim…

Zaman gelir, keser döner, sap döner,
Sizin başınıza gelecek neler?..
Av. Hayri Balta, 6.4.2015

1 15 16 17